Türk televizyonlarının ve podyumlarının en zarif
isimlerinden biri Demet Şener… Onu sadece güzelliğiyle değil, zarafetiyle, anneliğiyle ve duruşuyla tanıdık, sevdik. Bir döneme damgasını vuran Türkiye Güzeli, bugün hâlâ üretmeye, ilham vermeye devam ediyor. Hayatını dönemlere ayırarak anlatan, içtenliğiyle sorularımızı yanıtlayan Demet Şener ile geçmişten bugüne uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Modellikten sunuculuğa, oyunculuktan marka iş birliklerine… Geride bıraktığınız yıllara dönüp baktığınızda ‘iyi ki’ ya da ‘keşke’ dediğiniz kararlar var mı?
Her dönem kendi içinde bir deneyimdi. Beni bugünkü Demet yapan da o yolculuk. Zaman zaman zorlayıcı süreçler yaşadım ama geriye dönüp baktığımda içimde pişmanlık değil, şükran hissi var.
Çünkü hâlâ tutkuyla çalışıyorum, üretmeye devam ediyorum. Bir karar, o anda belki zorlayıcı olabilir ama zaman içinde neden o yoldan geçtiğinizi anlıyorsunuz. Bu da sizi olgunlaştırıyor.
Hayatınızı dönemlere ayıracak olsanız nasıl bir sıralama yaparsınız?
Mutlu bir çocuklukla başlar her şey. Sevgiyle büyümek insana çok büyük bir iç güven veriyor. Sonra Türkiye Güzeli olduğum o dönemi koyarım. 18 bile olmamıştım, hayat bir anda değişti. Ardından annelik… Belki de en çok büyüdüğüm, öğrendiğim yıllar. Ve şimdiki zaman… Kendimi en fazla tanıdığım, en huzurlu ve ne istediğini en iyi bilen halimle, 48 yaşımda, hayatımın en dolu ve güzel dönemindeyim.
“Eğer çocuk düşünülmüyorsa evliliği şart olarak görmüyorum. Mutluluğumu bir kağıda bağlamam.”
Oyunculuktan neden uzaklaştınız?
Oyunculuk çok sevdiğim bir alan. Bir dönem gerçekten güzel projelerde yer aldım. Ancak dizi temposu çok yoğun, haftanın neredeyse altı günü sete gidiyorsunuz. O dönem yurtdışında yaşıyordum ve çocuklarım küçüktü. Hayatın öncelikleri vardı.
Ama içimde o heyecan hâlâ duruyor. Güzel bir senaryo, iyi bir ekip olursa neden olmasın? Yeniden kamera karşısına geçmek bana çok iyi gelebilir.
Tanınmış biri olmanın sizi zorladığı dönemler oldu mu? Henüz ergenlik dönemindeyken şöhretle tanıştım. Kolay değildi. O yaşlarda kim olduğunuzu anlamaya çalışırken bir yandan da herkesin sizi bir kalıba sokması yıpratıcı olabiliyor. Ama zamanla bu durumu benimsedim. Artık insanların bakışları ya da ilgisi beni rahatsız etmiyor. Bugün hâlâ tanınıyor olmak büyük bir şükür sebebi. Ama en önemlisi;
bu tanınmışlığı nasıl taşıdığınız ve hayatınıza nasıl entegre ettiğiniz.
Yıllardır Türkiye’nin en çok konuşulan kadınlarından biri olmayı nasıl sürdürüyorsunuz? Galiba bu biraz içtenlikle, doğallıkla ve istikrarlı olmakla ilgili. Ben hep kendi yolumda yürüdüm. Popüler olmak adına kendimi değiştirmedim.
Yıllar içinde değişen tek şey daha bilinçli, daha dengeli ve daha mutlu bir kadın olmam.
Anneliğin kattığı derinlik, hayatla kurduğum bağda da kendini gösteriyor. Bence insanlar bu samimiyeti hissediyor ve onunla bağ kuruyor.
“Şöhret anneliğimin gölgesinde kaldı”
Şöhret ve annelik arasında nasıl bir denge kurdunuz?
Benim için şöhret hiçbir zaman çocuklarımın önüne geçmedi. Onları sıradan, kendi ayakları üzerinde durabilecek bireyler olarak yetiştirmek en büyük hayalimdi. Göz önünde olduğumun farkındaydım ama çocuklarıma bunu hiç hissettirmedim.
Kameraların olduğu yerlerde bile mümkün
olduğunca sade ve sakin davranmayı tercih ettim. Onların özel alanlarına hep saygı duydum. O yüzden bugün anne olarak içim çok rahat.
Çocuklarınızla bu kadar güçlü bir bağ kurabilmenizin sırrı nedir?
Sanırım sevgiyle dinlemek ve anlamaya çalışmak. Her çocuk kendine özgü bir karakterle doğar. Onları kendi isteklerimle yönlendirmeye çalışmadım.
Sadece yollarını açmaya gayret ettim. Annelik bence sadece fiziksel olarak yanında olmak değil, ruhsal olarak da çocuğunun yanında durabilmek. Bunu başarabildiysem ne mutlu bana.
Kalbinizi en çok ne yorar, ne hafifletir? Dünyada olup biten adaletsizlikler, özellikle de çocuklarla ilgili olanlar, beni derinden etkiler.
Onların en küçük bir üzüntüsünü görmek bile içimi parçalar. Ama hayatta kalbimi hafifleten çok şey var. Doğa mesela, yeşilin içinde yürümek. Çocuklarımla gülmek, sarılmak… Hayal kurmak bile kalbimi hafifletiyor. Küçük ama gerçek mutluluklar en büyük şifadır.
“Güne dans ederek başlıyorum”
Güne nasıl başlarsınız?
Güne erken başlamak bana hep iyi gelmiştir. Sabahlar benim için yeni bir başlangıç. Önce kendime zaman ayırırım. Dans ederek güne başlamak enerjimi tazeliyor. Nefes egzersizleriyle zihnimi sakinleştiriyorum. Sonra sirkeli, limonlu suyumu içerim, kahvaltımı yaparım. Bu ritüeller benim için bir tür şarj olma süreci. Günün geri kalanını da bu enerjiyle geçiriyorum.
Kendinize zaman ayırma konusunda disiplinli misiniz?
Kesinlikle. Disiplin benim hayatımı dengede tutuyor. İş hayatımda da, özel hayatımda da kendime ayırdığım vakit kutsal. Bu bana hem duygusal hem fiziksel güç veriyor. Disiplinli olmak bazen yorucu gibi görünse de uzun vadede sizi çok besliyor.
“Kapalıçarşı benim için bir alışveriş yeri değil, bir kültür ve hafıza mekanı. Her köşesi başka bir hikâye anlatır.”
Beslenme ve spor hayatınızda ne kadar yer tutuyor?
Beslenme ve spor sadece estetik için değil, sağlık için önemli. Ben diyet yapmam ama neyin bana iyi geldiğini bilirim. Temiz, dengeli, kaliteli gıdalar tüketmeyi severim. Spor da hayatımın vazgeçilmezi. Sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da beni arındırıyor. Üç gün ağırlık çalışırım, mutlaka yürüyüş yaparım. Seyahatte bile küçük egzersizlerimi aksatmam.
“Bakımlı olmak bir kadının kendine saygısıdır”
Bakım sırlarınızı bizimle paylaşır mısınız? Kendime iyi bakmak, bana olan saygımın bir parçası. Cildime düzenli olarak bakım yaparım. Sabah-akşam temizliğimi aksatmam. Serumlar, maskeler, güneş
koruyucu… Hepsi rutinim. Ama en önemlisi içeriden gelen ışıltı. Sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve stres yönetimi… Bunlar cildinize, saçınıza, enerjinize doğrudan yansıyor.
Her ay cilt bakımına giderim ama asla kafama göre ürün kullanmam. Güvendiğim uzmanlardan destek alırım. Ve evet, alkol ve sigara kullanmıyorum.
“Sosyal medyada değil sokakta tanınıyorsanız ünlüsünüz demektir”
Sosyal medya çağında ünlü olmak sizce kolay mı, zor mu?
Sosyal medya artık hayatımızın bir parçası ama ben hâlâ gerçek şöhretin sokakta tanınmak olduğunu düşünüyorum. Sosyal medyada çok aktif değilim, keyif aldığım kadar varım. Kendimi beğeni sayısına göre değerlendirmem. Kendim gibi olduğum sürece her mecrada var olabilirim. Beni yıllardır tanıyan, seven insanlar var. Bu da bana yeterli güveni veriyor.
“Eğer çocuk planınız yoksa evliliği şart olarak görmüyorum ”
Evliliğe bakışınız yıllar içinde değişti mi? Zamanla öncelikler değişiyor. Genç yaşta evlendiğinizde bazı şeyleri gözden
kaçırabiliyorsunuz. Bugün geldiğim noktada, eğer bir çocuk planı yoksa evlilik şart değil diye
düşünüyorum. Aile kavramına çok değer veriyorum ama hayatın başka dinamikleri de var. Şu anda evlilik gündemimde yok. Mutluluğumu bir kağıda bağlamıyorum.
Gelecek planlarınızda neler var?
Hayatımdan çok memnunum. Ama üretmeye, paylaşmaya hep devam etmek istiyorum. “Bir Demet Hafta Sonu” programımı daha kapsamlı bir hale getirmek istiyorum. Kadınlara ilham olmak en büyük motivasyonum. Belki bu bir kitap olur, belki bir sosyal sorumluluk projesi… Yeter ki içime sinsin ve kalplere dokunsun.
“Bir Demet Hafta Sonu” programınızdan bahseder misiniz?
Çok keyif alarak sunduğum bir program. Güzellikten sağlığa, psikolojiden kadın sorunlarına kadar her konuya yer veriyoruz. Konuklarımı ağırlarken onların deneyimlerinden ilham alıyorum. Geri dönüşler de çok güzel. Ekip ruhu ve samimiyet, programın ruhunu oluşturuyor.
“Kapalıçarşı bir kültür, bir hafıza mekanı”
Kapalıçarşı sizin için ne ifade ediyor?
Kapalıçarşı sadece alışveriş için değil, bir kültür, bir hafıza mekânı. O taşlar, o dokular, o hareketlilik… Her gittiğimde farklı bir detay keşfederim.
Mücevherler, halılar, baharatlar, antikacılar… Her köşesi ayrı bir hikâye anlatır. Beni çocukluğuma da götürür. Uzun süredir gitmedim ama bu röportajdan sonra içimde bir istek oluştu. En kısa zamanda tekrar o atmosferi solumak istiyorum.

