Sizi sadece unvanlarla anlatmak yetmez gibi… Hayat yolculuğunuzda bunca farklı rolün içinden baktığınızda,
Turgay Kıran kendini nasıl tanımlar?
Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunuyum. 1975’te turizm sektörüne adım attım. Etap otellerinin genel müdürlüğü dâhil, birçok beş yıldızlı otelin kuruluş ve yönetiminde görev aldım. Inter Group’un yönetim kurulu başkanlığını yaptım. Güneş Sigorta ve Turizm Yatırım Bankası’nda yöneticilik görevim oldu.
Galatasaray Spor Kulübü’nde başkan vekilliği ve 100. yıl komitesi başkanlığı yaptım. Türkiye Futbol Federasyonu, Kürek Federasyonu ve Milli Olimpiyat Komitesi’nde yönetim kurulu üyeliklerim oldu. 2015’te Galatasaray başkanlığına aday oldum. Ben iş insanıyım, yöneticiyim, turizmciyim… Ama en çok da kalpten bir Galatasaraylıyım.
Galatasaray Lisesi gibi köklü bir kurumdan mezun olmak hayatınıza nasıl bir yön verdi?
Galatasaray Lisesi, sadece eğitim aldığım bir kurum değil; karakterimin ve dünya görüşümün şekillendiği bir yerdi. Orada kazandığım disiplin, sorumluluk bilinci ve kültürel zenginlik hayatım boyunca bana yol gösterdi.
Galatasaraylılık bir kimliktir: evrensel düşünebilen, ahlaki değerlere bağlı, lider ruhlu bireyler yetiştirir.
Bugünkü duruşumda Galatasaray Lisesi’nin katkısı çok büyüktür. Nerede olursam olayım, bu eğitimin izlerini taşıyorum.
Kulüp içinde çeşitli görevlerde bulundunuz; başkan vekilliğinden 100. yıl komitesine kadar. Sizce Galatasaray’da “kalıcı değer” ne demektir?
Galatasaray’da kalıcı değer; sadece bugünü kazanmak değil, geçmişe saygı, geleceğe miras ve kulüp kültürünü yaşatmaktır. 100. yıl komitesinde bu duyguyu derinden hissettim. Amacımız, parayla ölçülemeyen bir değer yaratmaktı. Çünkü gerçek değer, gönül bağlarında yatar. Başkan vekilliğimde de şeffaflık, kurumsallık ve hizmet bilinciyle hareket ettim. Kalıcılık,
güven ve süreklilik ister. Kısacası Galatasaray’da kalıcı değer; başarıdan çok kültür, tarih, birlik ve aidiyettir.
Galatasaray Başkanlığı’na bu seçim döneminde aday olacak mısınız?
Şimdi en can alıcı soruyu sordun. Çünkü Galatasaray’ın sadece futbol değil, tüm yapısıyla yeniden ele alınması gerektiğine inanıyorum.
Örf, adet, insan sermayesi… Hepsini yeniden yapılandırmalıyız. Bu nedenle belki de son kez, gençleri yetiştirmek amacıyla bir başkanlık
serüvenine katılacağım. Bu bir makam sevdası değil; geleceğin başkanlarını, yöneticilerini ve üyelerini yetiştirmek için bir görev. Futbolda başarı elbette önemli, ama Galatasaray her alanda güçlü olmalı. Eğer bu bir görevse, ben bu göreve talibim. Bunu da ilk dega sizin aracılığınızla ilan ediyorum.
Hayırlısı olsun, inşallah.
Galatasaray’da yıllardır süregelen bazı yönetim anlayışlarına mesafeli
durduğunuz biliniyor. Sizi bu duruşa iten sebepler neler?
Ben Arnavut kökenliyim; damarımızda netlik vardır, inandığımızdan asla taviz vermeyiz. Bu yüzden Galatasaray’da yıllardır süregelen “biat kültürüne” karşıyım. Kulübümüzde herkes
özgür düşünmeli, fikrini açıkça söyleyebilmeli.
Ne yazık ki uzun süredir bir ağabey figürünün şekillendirdiği bir yönetim anlayışı var. Ben her dönemde bu yapının karşısında oldum. Çünkü
bu duruş kişisel değil, Galatasaray’ın geleceğiyle ilgili.
Galatasaray benim için sıradan bir kulüp değil; kültürüyle, tarihiyle bir duruş simgesi. Ve o duruşta özgürlük ve samimiyet olmalı.
Okan Buruk’un liderliğinde sahada neler gördünüz? Bu sezon karakter olarak
Galatasaray’ı nasıl tanımlarsınız? Okan Buruk, Galatasaray için gerçek bir nimet. Türk futbolunu iyi tanıyor,
camiayı biliyor ve yurtdışı tecrübesiyle tam uyum sağladı. Ancak yapıcı bir eleştiri olarak, Avrupa kupalarındaki eksik performansı belirtmek isterim. Bu alanda gelişim için Avrupa vizyonunu güçlendirmesi gerekebilir. Avrupa tecrübeli bir danışmanla çalışması ya da farklı bir strateji geliştirmesi, bu açığı kapatabilir.
Böylece Okan Hoca, önümüzdeki 5-10 yılın vazgeçilmez ismi olur.
Hiç bilinmeyen bir yönünüzü bizimle paylaşır mısınız? Turgay Kıran’ı sadece yakın çevresi nasıl tanır?
Bugün birini tanımak kolay gibi görünüyor; adınızı internete yazınca binlerce bilgi çıkıyor. Ama bilmek her şey değil. Mesela bilirmisiniz ki ; ben
dinine çok düşkün biriyim. Her gece Kur’an-ı Kerim okuyarak dua ederim; başucumda durur. Sol yanımda ise Nutuk vardır, onu okuyarak uyurum. Bunlar biyografilerde yazmaz.
Biz laik Türk vatandaşlarıyız ama inancımıza, değerlerimize sıkı sıkıya bağlıyız.Saygılı, duyarlı ve samimiyiz. Ve bazen bu yönlerimizi sadece en yakınımız bilir.
Sizin gibi tecrübeli bir ismin birikimini gelecek kuşaklara aktarması çok değerli. Bu anlamda bir kitap ya da belgesel projeniz var mı?
Yaklaşık 6-8 yıl önce TRT için yapılan bir belgesel çalışmam yayınlandı. O belgeseli kitap hâline getirmek isteyen dostlarım var ve ben de artık bunu ciddi ciddi düşünüyorum. Çünkü hayatımda paylaşmaya değer pek çok renkli anı birikti.
Sanat ve bilgiyle iç içe oldukça, daha vicdanlı bir insan olunur. Hayat çok değerli ve bu birikimleri gençlere emanet etmek gerek. Ben hâlâ kendimi çok genç hissediyorum ve projelerimi hayata geçirmek istiyorum.
Tüm bu yılların sonunda, geriye dönüp baktığınızda kendinize ne söylemek istersiniz?
Hayatım boyunca başarılı, renkli, bazen zorlu günler yaşadım. “Daha fazlasını yapabilirdim” dediğim anlar oldu ama hiçbirinden pişman değilim; hepsi beni ben yaptı. Kendime söyleyeceğim tek şey: “Cesur ol, yeni yolları denemekten korkma.” Hayatı sanatla, kültürle, dostlukla ve maneviyatla şekillendirmeye çalıştım. Şimdi bu tecrübeleri gençlere aktarma zamanı.
Geriye tek bir cümle bırakacak olsam: “Daha çok öğren, daha çok paylaş.”

