Futbola nasıl ve ne zaman başladınız?
Mahallemizde büyüğümüz olan, Rizespor’un ve Galata’nın eski kalecisi “Deli Çetin” abimiz vardı. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın. Mahallede bir takım kurmuştu, futbolla ilk temasım da orada oldu.
Topla ilk tanışmam, sokakta onun kurduğu o küçük ama heyecan dolu takımla başladı. O zaman bunun sadece bir mahalle oyunu olduğunu sanıyordum ama yıllar geçtikçe anladım ki o takım aslında benim için çok büyük bir kapıymış.
Fenerbahçe formasını ilk giydiğiniz günü hatırlıyor musunuz?
Fenerbahçe formasını ilk kez Bursaspor maçında giydim. Sağ bek olarak oynadım. Bizi A takıma alan hocamızın adı Ziya Şengül’dü.
Sahaya çıktığımda, o çubukluyu üstümde görmek tarif edemeyeceğim bir duyguydu. Çocukluk hayalimin tam ortasındaydım; heyecan, gurur, sorumluluk… Hepsi bir aradaydı.
Her futbolcunun kariyerinde bir ilham vardır. Sizi yönlendiren kimdi?
Kariyerimdeki en büyük ilham, rahmetli babam Kılınç Yetkiner’di. Bana topa vurmayı, topu sektirmeyi, top hâkimiyetini öğreten oydu. Senelerce futbol oynadı ve futbolun bütün temelini bana o verdi.
“Miço” lakabı nereden geliyor? İlk kim söyledi?
Bu lakabı bana rahmetli hocamız Todor Veselinović koydu. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.
O, bir maçın devre arasında beni soyunma odasına çağırdı ve Erman Çaycı’ya dönerek: “Sor bakalım, Miço beni seviyor mu?” dedi. Ben de “Seni nasıl sevmem, sen benim babamsın, canımsın.” diye cevap vermiştim. Ardından hocam bana “O zaman bana 10 dakika boyunca baskı yapan, top kazanan Miço’yu oynar mısın?” diye sordu.
“Oynarım hocam.” dedim. Ve öyle oynadım: “10 dakikada bir gol atarsak bu maçı alacağız, taktik maktik yok.” dedi. Ve aldık: 4-3. İlk başta soyunma odasında yayılan “Miço” söylemi sonra tribünlere taşındı ve taraftarın diline yerleşti.
Lakap basit gibi görünür ama arkasında büyük bir emek, büyük bir güven vardır. “Miço” dendiğinde ben, o dönemin hocalarını ve takım arkadaşlarımı sevgiyle hatırlarım.
Fenerbahçe tarihinde birçok büyük futbolcu var. Sizin döneminizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim dönemimiz 80’li yıllardı… Fenerbahçe’nin en güçlü jenerasyonlarından biriydi.
Her mevkide büyük isimler vardı. Rakip için de tribün için de bambaşka bir dönemdi. Biz hem rekabeti hem dostluğu aynı anda yaşardık; herkes birbirine omuz verirdi. O yüzden o yılları hep çok kıymetli hatırlarım.
Dönüp baktığımda şunu söylüyorum: “Gerçekten büyük bir dönemin içinde yer almışız; iyi ki o yıllarda o formayı giymişim.”
Fenerbahçe’de kaptanlık yapmak çok büyük bir sorumluluk. Bu güveni nasıl kazandınız?
Milyonlarca insanın güvenini taşımak kolay değil. Bu güveni kazanmamda en büyük etkenlerden biri rahmetli “Büyük Mehmet”ti. Galatasaray’dan transfer olmuştu ve bir süre oda arkadaşım olmuştu. Onun disiplininden ve ciddiyetinden çok şey öğrendim. Cemil Turan’dan da çok şey öğrendim; onun tecrübesi, saha içi duruşu bize örnekti. Ama özellikle şunu söylemeliyim ki: Oda arkadaşım Onur Alp Kayador’dan çok büyük destek aldım.
Hem sahada hem saha dışında her zaman yanımda oldu. Bilhassa Onur Alp Kayador’a desteğinden dolayı minnettarım.
Fenerbahçe tarihinin en uzun süre forma giyen oyuncularından birisiniz. Bunun sırrı neydi?
En büyük sebep Fenerbahçe’ye olan aşkımdı.
Ben, Fenerbahçeli Müjdat olarak İnönü Stadı’nın orada kaşar ekmek, ayran, Meysu satardım. Fenerbahçe soyunma odasına çay götürdüğüm günleri hatırlıyorum…O çayı götürdüğüm isimler arasında Cemiller, Alpaslanlar, Ender Gonca’lar, Erol Togay’lar vardı. Onların disiplini, duruşu ve o sarı-lacivert formaya olan tutkusu beni şekillendirdi. İşte o yüzden başka hiçbir takımı düşünmedim.
Benim için futbol Fenerbahçe’ydi; o aşk, o renkler hayatımın ta kendisiydi.
Kaç kez milli takım formasını giydiniz?
6 kere genç, 11 kere ümit, 26 kere A milli oldum.
Ay-yıldızlı formayı giymek, Türk bayrağını ve Türk milletini temsil etmek tarif edilemez bir gururdu.
Kariyerinizde bu kadar uzun süre yürüyebilmenin temelinde ne vardı?
Aşk vardı, disiplin vardı, azim vardı, hırs vardı. En önemlisi Fenerbahçe sevgisi benim hayatımdı. Çubuklu formayla yattım, çubuklu eşofmanla kalktım. Pijama bile İdmanda, maçta, evde, sokakta… Hayatımı o renklere göre planladım. O yüzden bu kadar sene aynı formayı giymek bana zor gelmedi aksine gururla taşıdım.
Sizi Fenerbahçe’ye bir bütün yapan şey neydi?
Ben Fenerbahçe’den başka takımda top oynamak istemedim. Bunun en büyük nedeni, yürekten Fenerbahçeli olmamdı.
O zamanlar Süleyman Seba beni istedi, Beşiktaş’a transfer olabilirdim ama ben hiçbir yere gitmek istemedim. Çünkü ben daima kendimi Fenerbahçe’nin parçası olarak gördüm. Taraftarı, çubuklusu, stadı… Hepsi benim için bir bütündü.
Futbol defterini nasıl kapattınız? Jübileniz nasıl dı?
Futbol defterini çok özel bir törenle kapattım. 30 Temmuz 1995’te Kocaelispor ile bir jübile maçı oynandı. O dönem başkanımız Ali Şen’di ve jübilemi bizzat o organize etti.
Sahaya helikopterle indim; tribünlerde inanılmaz bir kalabalık, muhteşem bir atmosfer vardı.
O gün, yıllarca birlikte oynadığım takım arkadaşlarım, kulüp büyüklerimiz, taraftarlarımız yanımdaydı.
Saha içinde bir maçı değil, bir ömrü bırakmak gibiydi…
Benim için futbolu bitiren şey bir veda değil; Fenerbahçe’ye duyduğum sevginin başka bir aşamaya geçmesiydi.
Futbol defteri kapandıktan sonra hayat sizi nereye taşıdı?
Futbol defteri kapandıktan sonra hayat beni aileme kavuşturdu. Karımın yanındayım; bir oğlum, bir kızım ve bir torunum var. Kızımdan emanet bir köpeğim var, bir kedim var, kuşlarım var… Hayatım onların neşesiyle dolu dolu geçiyor.
Sabahları onlarla ilgileniyorum, yürüyüş yapıyorum, bazen televizyonu açınca eski maçlarıma rastlıyorum. Artık hayatım daha sakin ama çok huzurlu ve çok keyifli.
Artık tempom daha yavaş ama huzurum yerinde. “Mutlu musun?” derseniz, evet çok mutluyum.
Sahadaki koşuşturmanın ardından evdeki dinginlik, aile sıcaklığı insana bambaşka bir rahatlık veriyor.
Genç Müjdat’a bir cümle yazma hakkınız olsa ne yazardınız?
“Müjdat gibi yaşamalısın. Müjdat gibi çalışmalısın. Müjdat gibi erken uyumalısın, çok çalışmalısın. Pes etmeden çalışmalı, yorulana kadar devam etmelisin. En yakın arkadaşın topun ve duvar olmalı.”
Sahada bahane yok… Çalışırsan karşılığını mutlaka alırsın.

