Kadim bir dostluğun izinde
Çocukluktan gelen bir bağ, yıllar içinde derinleşen bir güven ve Kapalıçarşı’nın sabırla örülmüş hafızası… Üçüncü sayıya ulaşırken, bu derginin yalnızca bir yayın değil, ortak bir duygunun sesi oluşunun hikâyesi. Hülya Uz, usta bir gazeteci olmanın ötesinde, hayatımın en eski tanıklarından biri. Aynı sokaklardan geçerek büyüdüğüm, aynı yılların izini taşıdığım, dostluğu zamana dayanmış bir çocukluk arkadaşı. Mesleki yolculuğunda gösterdiği titizlik, emeğe ve söze duyduğu saygı; benim de aynı hassasiyetleri taşımamla birleşince, bu derginin ruhuna daha en başından yön verdi.
Çocukluktan birlikte büyüyen insanlar; güveni de, dostluğu da, sabrı da iyi bilir. Beklemeyi, durmayı ve gerektiğinde geri çekilmeyi… Tıpkı çarşıda yıllarını verenler gibi. Kapalıçarşı’da tanışıyor olmak bir isim bilmek değildir; yıllarını vermektir. Aynı kepengi her sabah kaldırmak, aynı taşlara basarak yürümek, aynı hanın gölgesinde yaşlanmaktır. Çocuk yaşta girip ömrünü burada geçirenler vardır. Birbirlerini derinden tanırlar; cümleler tamamlanmadan anlaşırlar.
İşte bu yüzden buranın ruhu bize hiç yabancı gelmedi. Çünkü biz de hayata benzer bir yerden bakıyorduk. Bizim hikâyemiz de kapısı her sabah açılan dükkânların, uzayan sohbetlerin, yıllardır değişmeyen selamların içinden süzüldü sayfalara.
Zamanla şunu fark ettik: Bu dergi yalnızca bize ait olmaktan çıktı. Çarşıda yaşayan herkesin ortak duygusuna dönüştü.
Üçüncü sayıya geldiğimizde hissettiğimiz duygu tam olarak buydu: Karşılık bulduğunu görmek. Sahiplenildiğini, benimsendiğini hissetmek… Kelimelerle anlatması zor ama insanın içini sessizce dolduran bir sevinç. Bu yol; sabahın telaşıyla başladı, akşamın yorgunluğuna ve gecenin sessizliğine karışarak ilerledi. Çoğu zaman esnaftan sonra çıktık. Kepenkler kapandıktan, sesler çekildikten sonra… Işıklar bir bir sönerken yürüdük o karanlıkta. Bazen gerçekten son çıkan biz olduk.
Bu satırlar, günün en kalabalık anlarından gecenin dinginliğine uzanan bir zamanın içinden süzüldü. Karanlık bile yabancı gelmedi; çünkü orada da bir huzur vardı. Günün telaşı bitmiş, her şey dinlenmeye çekilmişken biz hâlâ oradaydık. Bu yazı tam da o saatlerde yerini buldu: Sessizlikte, yorgunlukta, geride kalan adımlarda…
Bugün bu satırlara baktığımızda yalnızca bir metin görmüyoruz. Sabahın telaşını, akşamın yorgunluğunu, gecenin dinginliğini görüyoruz. Yıllarını buraya vermiş insanların emeğini, sabrını ve hafızasını hissediyoruz. Ve biliyoruz ki bu bağ, tam da bu yüzden gerçek.
Burada geçen her anın kıymetini kalbimizde taşıyoruz.
Teşekkürler Kapalıçarşı.
Nihal Demirbilek
Grand Bazaar 1461
Medya Kapak – İmtiyaz Sahibi
nihal@medyakapak.com

